Fotoğrafın Arkasındaki Hikaye: Maria von Herbert

Bu resim, 1770-1803 yılları arasında yaşamış Avusturyalı bir kadın olan Maria von Herbert’e aittir. Maria von Herbert Kant ile mektuplaşması sebebiyle tanınır. Kimi akademisyenlere göre Herbert’in Kant ile yazışmalarında sorduğu sorular, Kant’in ahlak öğretisinde sorunlar olduğuna işaret etmesi bakımından önemlidir. Maria von Herbert, erkek kardeşi Baron Franz Paul gibi Kant felsefesinin hayranıdır. Hatta Herbert’in kardeşi Baron Franz Paul, fabrikasını ve ailesini iki yıllığına bırakıp Kant’ın düşüncelerini daha iyi anlamak ve metinlerini daha iyi öğrenmek amacıyla Weimar ve Jena’ya gitmiştir. Bu iki yılın sonunda Avusturya’ya döndüğünde ise kendi evinde çeşitli toplantılar düzenleyerek Kant’ın eleştirel felsefesini çevresindeki herkese öğretmeye ve yaymaya çalışmıştır.

Kısaca, Maria von Herbert’in sadece Kant’ın bir hayranı olmadığını, aynı zamanda Kant’ın yazdığı metinlere hakim olup onun ahlak felsefesi konusunda da oldukça yetkin bir kadın olduğunu söyleyebiliriz. Bu kısa bilgilendirmeden sonra, Kant ve Maria von Herbert arasındaki mektuplaşmanın içeriğine bir bakalım. Görüleceği üzere, Maria von Herbert Kant’a üç mektup yazmıştır ancak Kant Herbert’in sadece ilk mektubuna cevap vermiştir. Bu mektupları incelediğimizde, Herbert’in sorularının neden önemli olduğunu ve bu soruların Kant’ın ahlak felsefesine ne bakımdan bir tehdit oluşturabileceğini göreceğiz.

Herbert’in ilk mektubu (Ağustos 1791)
1791 sonbaharında, Maria von Herbert Kant’a ilk mektubunu yazar. Mektubunda intiharı düşündüğünden ve hangi olayların onu bu düşüncelere ittiğinden bahseder. Sevdiği adamdan uzun süre sakladığı bir yalanı sonunda itiraf ettiğini ve bu itiraf sonucunda sevdiği kişinin kendisinden uzaklaştığını belirtir. Hayatındaki en değerli şey olduğunu iddia ettiği bu adamın sevgisini kaybetmek, Herbert’in yaşamak için tüm motivasyonunu yitirmesine yol açar. Kısaca, hayatındaki en değerli şeyi yitirmesi ile birlikte hayatında başka hiçbir şeyin değerinin kalmadığını ve dolayısıyla da yaşamak için bir sebep bulamadığını anlatır. Ancak Kant’ın ahlak konusundaki çalışmalarını okuduğundan Kant’ın ahlak teorisinin intiharı yasakladığını da gayet iyi bilmektedir. Mektubunda şu şekilde yazar: “Eğer yazdıklarınızı çok fazla okumamış olsaydım, kesinlikle hayatıma son verirdim. Ama teorinizden çıkarmam gereken sonuç beni durduruyor – acı çektiğim için ölmem yanlış, aksine kendi varlığımdan dolayı yaşamam gerekiyor” (Zweig, s. 379-80). Kısaca, Herbert bir ikilem içerisindedir: bir yandan hayat onun için sadece ızdırap ve işkenceye dönüşmüştür ve bu yüzden intihar etmek ister. Öte yandan intiharın Kant’ın ahlak kurallarına aykırı olduğunun da bilincindedir. Bu ikilemden kurtulmak için Kant’dan yardım ister ve “kendinizi benim yerime koyun, ya beni suçlayın ya da beni teselli edin” diye yazar (Zweig, s. 380).

Bu ilk mektuptan da anlaşılacağı üzere, Maria von Herbert Kant’ın ahlak öğretisine göre kendi hayatının değerinden dolayı yaşaması gerektiğin bilincindedir. Fakat buna rağmen, bu ödev bilgisinin onun için yeterli olmadığını ve yaşamak için gerekli motivasyonu bulabilmek adına Kant’dan teselli beklediğini görüyoruz. Bir bakıma, Herbert’in mektubu görev bilincinin veya aklın, yaşamak için tek başına bir motivasyon kaynağı olmadığına işaret ediyor. Herbert’in de ifade ettiği gibi: “Ben ahlak metafiziğini (Metaphysics of Moral) ve kategorik zorunluluğu okudum fakat bu bana biraz bile yardımcı olmadı. Aklım tam da ona ihtiyacım olduğunda beni terk etti” (Zweig, s. 380). Kısaca Herbert ilk mektubunda, Kant’ın ahlak öğretisinde bulamadığı teselliyi Kant’ın kendisinden istemektedir.

Kant’ın Herbert’e Yanıtı (1792 Baharı)
1792 baharında Kant, Herbert’in mektubuna cevap verir ve şöyle yazar: “İstediğini yapıp, kendimi senin yerine koymalıyım ve sana saf ahlaki bir yatıştırıcı (pure moral sedative) tavsiye etmeliyim” (Zweig, s. 411). Kant’ın saf ahlaki yatıştırıcısı, Herbert’in ızdırabının nedeni olan eylemin ahlaki açıdan analizidir. Kant analizine Herbert’in eyleminin doğasını inceleyerek başlar ve yalan söylemenin gizlilikten yani tüm gerçeği söylememekten farklı bir davranış olduğunu yazar. Yalan söylemek bizim ahlaki görevimizin ciddi bir ihlali olduğundan, Kant yalan söylediği için Herbert’in sevgilisinin ona karşı sevgisini yitirmesinin haklılığına işaret eder (Zweig, s. 411-12).

Herbert’in eyleminin niteliğini netleştirdikten sonra Kant, Herbert’den duygularını daha fazla analiz etmesini ister ve söyle yazar: “Kendinize şunu sorun, yalanınızı itiraf ettikten sonra kendinize, bu itiraftan sonra olacakları düşünemediğinizden mi yoksa yalana içkin ahlaksızlıktan dolayı mı kızıyorsunuz” (Zweig, s. 412). Kant’a göre, eğer Herbert’in ızdırap çekmesinin sebebi doğruyu söylemekten duyduğu pişmanlıksa, o zaman üzüntüsü yersizdir. Aksine Herbert karşısındaki adama gerçeği söyleyerek dürüst olma görevini yerine getirdiğinden, bilhassa memnun olmalıdır. Öte yandan, Herbert, ilk etapta gerçekleri söyleme görevini ihlal ettiğinin bilinciyle ızdırap çekiyorsa, o zaman da bu ızdırabı çekmesi, Kant’a göre, yerindedir. Sonuçta Herbert’deki “tutum değişikliğini” fark edince sevdiği adamın ona karşı tutumu da zamanla değişecektir (Zweig, s. 413). Fakat adamın Herbert’e olan sevgisi sadece fiziksel bir çekimden ibaretse, adamın soğukluğu geçmeyebilir. Bu durumda da, Herbert’e olan ilgisi sonunda zaten bir şekilde yok olacağından Kant bu olasılığın da metanetle karşılanması gerektiğini salık verir (Zweig, s. 413). Kısaca, sevdiği adamın Herbert’e karşı soğukluğu devam ederse, Herbert çok fazla endişelenmemelidir: “Çünkü yaşamın değeri, ki bu değer insanlardan aldığımız zevkten ibaret ise, fazlasıyla abartılmıştır” (Zweig, s. 413) Başka bir deyişle, Kant Herbert’e cevabında yaşamın değerinin mutluluğa, özellikle de başkalarından gördüğümüz ilgi ve sevgiye bağlı olan dış kaynaklı mutluluğa dayandırılmaması gerektiğini söyler.

Kendisinden teselli bekleyen Herbert’e cevaben Kant, mektubunu şu şekilde bitirir: “İşte değerli arkadaşım, bir vaazın alışılmış bölümlerini burada görüyorsunuz: eğitim, ceza ve teselli. Kendinizi ilk ikisine adayın; onların etkileri ortaya çıktığında, teselli de kendiliğinden gelecektir” (Zweig, s. 413).

Cevabını Herbert’e gönderdikten sonra Kant, Herbert ile ortak arkadaşları J. B. Erhard’a yazar ve Herbert’e yazdığı cevap mektubunun Herbert üzerindeki etkisini sorar. Kant’a yanıt olarak Erhard aşağıdaki mektubu yollamıştır.

J.B. Erhard’dan Kant’a Mektup (17 Ocak 1793)
Bayan Herbert ile ilgili çok az şey söyleyebilirim. Kendisi romantik aşkın kayalıklarında alabora oldu. İdealist bir aşk için kendisini, güvenini kötüye kullanan bir erkeğe verdi. Ve sonra, bir başkasıyla yine böyle bir aşka ulaşmaya çalışırken, bir önceki aşkını yeni sevgilisine anlattı. Size yazdığı mektubun başlıca nedeni budur. Arkadaşım Herbert hala daha duyarlı bir ruha sahipse, kendisinin kurtarılabileceğini düşünüyorum.
Sevgiler,
Erhard.

Herbert’in 2. Mektubu (1793 Ocak)
1793 yılının Ocak ayında, Herbert, Kant’a bir mektup daha yazar. İkinci mektubunda, Herbert, arkadaşına yalan söylemediğini, sadece bir sır sakladığını açıklar. Ayrıca aralarındaki soğuk bir dönemden sonra söz konusu adamın Herbert’e yeniden samimi bir arkadaşlık teklif ettiğini de ekler (Zweig, s. 450). Ancak Herbert, artık bu arkadaşlığı devam ettirmenin onun için anlamını yitirdiğini ve hem içinde ve hem de çevresinde büyük bir boşluk hissettiğini yazar. Ayrıca içinde tersini yapmaya iten hiçbir arzu bulunmadığından, onun için Kant’ın ahlak yasasına uymanın çok kolay olduğunu iddia eder. Başka bir deyişle, Herbert, Kant’ın anlattığı şekilde ahlaki bir yaşam sürmenin ancak günaha teşvik edici arzular olduğu zaman tatmin edici olduğunu dile getirir. Herbert’e göre, ahlak yasaları, “prestijlerini günahın çekiciliğine borçludur” (Zweig, s. 451). Herbert’de ahlak yasalarına karşı çıkmasına sebep olacak herhangi bir arzu bulunmadığından, bu yasalara uymanın kendisi için çok kolay olduğunu ileri sürer. Yani ahlak yasalarına göre hareket etmek Herbert’i tatmin etmemektedir. Bu sebeple Herbert Kant’ın ahlak felsefesinin veremediği teselliyi Kant’ın kendisinden bekler: “Sizden rica ediyorum çünkü ahlak anlayışım diğer konularda kararlı bir şekilde konuşurken, burada sessiz kalıyor. Ve eğer aradığım cevabı veremiyorsanız, en azından bana bu dayanılmaz boşluğu ruhumdan çıkaracak bir şey vermeniz için yalvarıyorum” (Zweig, s. 452).

Bu ikinci mektupta, Herbert’in ilk mektupta bahsettiği ızdırabın yerini, duygusal bir boşluk ve ilgisizlik halinin aldığını görüyoruz. Herbert’in tek arzusu hayatına son vermektir. Yani intihar düşünceleri sürmektedir. Mektubunun sonunda, Maria von Herbert izin verirse Kant’ı ziyaret etmek istediğini belirtir. Felsefesinin Kant’ın yaşam tarzını ne şekilde etkilediğini bilmek istediğini söyler ve acaba Kant’ın hiç evlenmeyi, aşkı ya da çocuk sahibi olmayı düşünüp düşünmediğini sorar (Zweig, s. 452).

Kant’ın Elizabeth Motherby’a yazdığı mektup (11 Şubat 1793)
Herbert’in intihar düşüncelerinin nedenini Erhard’dan öğrendikten sonra Kant, Herbert’den aldığı mektuplara cevap vermeyi bırakır. Herbert’e cevap vermek yerine, elindeki tüm mektupları (ki bunlara Herbert’in ilk iki mektubu ile Erhard’ın yazdığı ve Kant’a göre Herbert’in “meraklı zihinsel düzensizliğinin” sebebini açıkladığı mektup ile Kant’ın Herbert’e yazdığı cevap da dahildir) arkadaşı Robert Motherby’ın kızı Elizabeth Motherby’a gönderir (Zweig, s. 455). Kant, Herbert ile yazışmalarını Motherby’a verirken mektuplara şu notu ekler: “Bu mektuplar, sizi yüceltilmiş bir hayal gücünün boş arayışlarından koruyacak bir uyarı amacı taşımaktadır” (Zweig, s. 455).

Herbert’in 3. Mektubu (Şubat 1794)
Şubat 1794’te Herbert Kant’a üçüncü ve son mektubunu yazar. Mektupta kendisinde “ahlaki bir duygu” uyandığını ve ruh sağlığının iyi olduğunu yazar (Zweig, 475). Bu son mektubunda Herbert şu sonuca varmıştır: “İnsanlar ahlakı ve dostlarını göz önünde bulundururlarsa, ölmek için duyulan en büyük arzuya rağmen yaşamak isterler ve ne olursa olsun hayatlarını korumaya çalışırlar” (Zweig. 474).

Daha önce de söylediğimiz gibi, Kant Herbert’in bu mektubuna da cevap vermez. Herbert bu son mektubundan dokuz yıl sonra yani 1803’de tüm işlerini yoluna koyup törensel bir toplantı düzenledikten sonra, kendini Drau Nehri’nde boğarak intihar etmiştir. Herbert’in ölümünden 8 yıl sonra 1811’de, Herbert gibi Kant’ın felsefesine hayranlık duyan erkek kardeşi Baron Franz Paul da intihar etmiştir.

Kant-Herbert Yazışmaların Dair İlginç Sorular:
1) Eylemlerimizin ahlaki değeri, Herbert’in iddia ettiği gibi bizi ahlak yasasına uymamaya iten arzuların varlığına mı bağlıdır? Başka bir deyişle, bizi ahlaksızlığa yönlendiren arzular olmadığında, yapılan iyi davranışlar ahlaken değersiz midir?

2) Kant’ın Herbert’in intihar konusundaki sorusuna doğrudan yanıt vermemesinin ve bunun yerine dürüstlüğün ahlaken önemi gibi bambaşka bir soruna odaklanmasının sebebi, intiharın ahlaken neden yanlış olduğuna dair tam olarak ikna edici bir cevabı olmadığından mıdır?

3) Kant’ın ahlak öğretisine göre, insanları asla sadece bir araç olarak görmemeliyiz. Peki, Kant Herbert ile olan kişisel mektuplaşmalarını bir başkasına uyarı amacıyla Herbert’den izinsiz paylaştığında onu bir araç olarak kullanmış olmuyor mu? Buradan Kant’ın yeterince Kantçı olmadığı sonucuna varılabilir mi?  

4) Herbert gerçekten Kant’ın cevap veremediği felsefi sorular mı sormuştur yoksa Kant’ın cevap vermesinin beklenmeyeceği psikolojik sorular mı sormuştur? Felsefi sorularla psikolojik soruları birbirinden ayırmak mümkün müdür? Hangi durumlarda psikolojinin soruları felsefi bir önem taşır?

5) Rae Langton’a göre Maria von Herbert tüm duygularından arınmış ve dolayısıyla sadece ahlak yasasının buyruklarını yerine getiren ve bunu kolaylıkla yapabilen bir azize gibidir. Sizce de Herbert bir azize midir? Yoksa ruhsal ızdırabının diğer tüm arzularını körleştirdiği patolojik bir hasta mıdır?

6) Bazı durumlarda yalan söylemek gerekçelendirilebilir mi? Eğer Herbert sevdiği adamın ona saygı duymaya devam etmesi için yalan söylemişse, yalanının haklı bir gerekçesi olduğunu ve dolayısıyla ahlaksız bir davranış olmadığını söyleyebilir miyiz? Yalanın haklı gerekçelerinin olabileceğini düşünüyor musunuz?

7) Felsefenin bize bir teselli vermesini beklemeli miyiz? Teselli vermek felsefenin bir işlevi midir? Peki, Kant’ın felsefesinin bu anlamda başarısız olduğunu söyleyebilir miyiz?

Kaynakça

James Edwin Mahon. “Kant and Maria Von Herbert: Reticence vs. Deception.” Philosophy 81, no. 317 (2006): 417-44.

Langton, Rae. ‘Duty and Desolation’ (1992), Philosophy 67, 481-505. Reprinted as ‘Maria von Herbert’s Challenge to Kant’, in Ethics: the Oxford Reader, ed. P. Singer (Oxford University Press, 1994).

Zweig, Arnulf (ed.) (1999). Correspondence. Cambridge University Press.

 

© Saniye Vatansever (15 Aralik, 2018)